Leyla ile Mecnun’a dönmüşüz tava ciğeri. Şu saatte bana şu satırları yazdırmanın nedeni bu. Evet kırkpınar köftecisinden kalkıp geldiğinde herşey çok daha farklı olacak sanmıştım. Oysa beraber masaya oturduğumuzda seni tanıyamadım. O kadar sıcak da değildin hem. Sıcaklığın gidince çekiciliğinden de epey bir pay seni terketmişti.
İşin kötüsü ne biliyor musun? Şuan senin yüzünden uyuyamıyorum. Çok midem bulanıyor. Sanki bir şeye canım sıkılmış da mideme vurmuş gibi. Doğruluk payı var aslında. İnsanlar kilo mu verdin derken özleminle herşeyi kenara bırakıp seni yedim ama çok pişmanım. Şuan sadece bu yüzden saat sabahın 2sinde uyuyamıyorum. Ve bu saçma yazıyı yazarken buluyorum kendimi. Alacağın olsun.
Bu arada Mustafa Ceceli seni pek sevdim. Yüzyüze’ye çıktın iki laf ettin ben de dinledim daha çok sevdim seni. Şarkılarını da sevdim. Yolun açık olsun.
İhsan Varol seni de seviyorum da bari şu ezbere cümlelerinin sırasını değiş yahu. Olmuyor böyle. İnsanlığınla izletiyorsun kendini yine.
Ferda Hepçilingirler’in “Türkçe Off” isimli kitabına hiç beklemediğim bir şekilde ısındım. hakkında da bir yazım olacak heralde. (Türkçe’yi genelde katletsem de…)
Hidroloji seninle Cuma görüşcez.
Evet saçmaladım. Bide bunu kamuya açıyorum. Belki gidip uyuyorum bile kimbilir. OH.
